Marmaris
Akdeniz’in Türkiye ile Yunanistan arasında kalan kısmı Ege Denizi’dir. İki komşu böyle anarlar Akdeniz’in aralarında kalan bu bölümünü. Ege Denizi Çanakkale ve İstanbul Boğazları ile Karadeniz’e bağlanır.Türkiye hem Akdeniz’e hem de Ege’ye kıyıları olan bir büyük yarımada.“Ege denizi Akdeniz’in neresinde başlar ya da biter?” sorusunun cevabı Marmaris’tir.Marmaris’in de üzerinde bulunduğu ince uzun yarımada Akdeniz’le Ege’yi ayırır. Zengin tarihi ve güzel doğası ile Marmaris bu coğrafi konumuyla her zaman Akdeniz Uygarlığı’nın önemli bir parçası oldu.Akdeniz Adaları ve Avrupa Anakarası’nın kıyıları ile Doğu Akdeniz arasındaki suyolu uygarlığın gelişmesinde büyük rol oynadı.Ticaret gemileri doğuya ya da batıya gidip dönebilmek için Ege’yi geçmeliydiler. Bunun en kısa ve güvenli yolu Anadolu’nun Ege kıyılarına ulaşmak veya bu kıyalardan demir alarak denize açılmaktı. Gerisi daha kolaydı. Ege kıyıları sayısız girinti ve çıkıntılarla, yani limanlarla doluydu. Sert rüzgarlara, fırtınalara karşı güvenli bir suyolu!Akdeniz çevresinde yaşayan topluluklar ticaret ilk dönemlerden itibaren ticarete yönlendi. Dünyada deniz ticareti Akdeniz’le gelişti. Tabii gemicilik de…Besin kaynağı olarak çok cömert olmayan Akdeniz suyolu olarak çok elverişliydi. Kıyıların coğrafi yapısı o zamanın deniz taşıtlarının işini kolaylaştırıyordu. Ege ve Akdeniz kıyılarında limanlar, limanların etrafında kentler kuruldu ve hızla geliştiler. Günümüz uygarlığının yapıtaşları üst üste konulmaya başlandı. Büyük Akdeniz-Ege Uygarlığı doğdu.
Ege ile Akdeniz arasında kalan Marmaris ve çevresi çok sayıda limana ve kente evsahipliği yapıyordu. Günümüzde artık her rüzgarda sığınacak bir liman gerekmiyor kocaman gemilere. Ama Akdeniz gene de kıyılarında yaşayan insanlara karşı çok cömert.
Eski gemileri yüzdüren mavi deniz, limanları barındıran yeşil koylar günümüzde de güzeller güzeli bir turizm destinasyonu olarak hizmet ediyor insanlara.
Türkiye sahillerinin, daha cesurca söylersek bütün Akdeniz’in en güzel körfezi Gökova, Marmaris’in batısını, yarımadanın tüm batı kıyısını kaplıyor. Burası Ege Denizi!
Yarımada’nın Akdeniz’e bakan doğu yüzü iki dil halinde uzanıyor. Bir yanında Datça, öte yanında Bozburun olarak çatallanıyor. Burası Akdeniz!
Dünyanın dörtbir yanından insanları Marmaris’e çeken şey sadece deniz değil, sadece doğa da değil. Sadece büyük uygarlıklardan günümüze ulaşan zengin tarih de değil. Çok daha fazla bir şey olmalı. İyisi mi biz sözü Akdeniz Tarihi konusunda en çok dinlenen bir uzmana bırakalım. Fernand Braudel şöyle yazıyor "Akdeniz" adlı kitabında:"Nedir bu Akdeniz? Binbir şeyin hepsi birden. Bir peyzaj değil, sayısız peyzajlar. Bir deniz değil, birbirini izleyen birçok deniz. Bir uygarlık değil, birbiri üzerine yığılmış birçok uygarlık."İşte bu peyzajlardan, bu denizlerden, bu uygarlıklardan birçoğunu barındıran bir yer Marmaris!Eski ticaret gemilerinin yerini rengarenk yelkenleriyle modern marinaları süsleyen yatlar, konforlu yolcu gemileri aldı. Havaalanına uçakların biri iniyor biri kalkıyor. Birçok ülkeden, farklı uluslardan onbinlerce insan tatil için geliyor.
Kültürler buluşmasıMerkez ve yarımadaya dağılmış onlarca yerleşim. Turizmden aldığı güçle değişen, modernleşen kent merkezi; merkezden uzaklaştıkça azalan nüfus yoğunluğu, yarımadanın içlerinde bütün doğallıklarıyla var olan Yörük köyleri. Çok renkli, çok kültürlü, bir arada huzur içinde yaşam. Hepsi günübirlik turlarla açıyor kucağını her milletten ziyaretçilere. Denizin, kumun ve güneşin geceleri sabaha kadar süren eğlencelerle tamamlandığı merkezi yerleri ya da ayışığında sessizce salınan balıkçı kayıklarıyla sessiz koyları seçebilirsiniz. Siz nasıl isterseniz…Tarih boyunca birçok kavim gelip geçti. Her biri kendi uygarlığının izlerini bıraktı. Savaşlara da, barışlara da tanık oldu.Liman kentlerinin bereketini, zenginliğini yaşadı. Zenginlik işgalcilerin de korsanların da ilgisini çekti. Denizden ve karadan ordular geldi.Şimdi uçaklarla, yatlarla, gemilerle geliyor insanlar daha çok. Bir kez, iki kez tatile geliyorlar; sonra yerleşmeye. Her ulustan çok sayıda yeni Marmarisliler var artık. İngiliz Marmarisli, Alman Marmarisli, Hollandalı Marmarisli ve ötekiler…Bir de tatile gelip gönlünü kaptıranlar oluyor. Marmaris’de aşık olup, evlenip Marmarisli olanlar.
Yeşille mavinin buluştuğu koylar ve bu koylara yapılan mavi turların merkez noktası. Marmaris iskeleden başlayan günlük, haftalık veya daha uzun süreli tekne turlarıyla, dünyanın en güzel koylarına demirleme ve geceleme olanağı. Akdeniz’in kıyıları çamlarla süslü bir koyunda demirleyen teknede gökyüzünü ve yıldızları örtünerek uykuya dalıp küçük bir adanın yanında uyanmak. Sessizliği bozan tek ses denizin hafifçe tekneye vuran dalgalarının çıkardığı ses. Ya da kıyıya çok yakınsanız kuş sesleri.Kara ile denizin birbirine sokulduğu sayısız koyla süslü Gökova Körfezi’nde tekneyi köklerinin yarısı denize uzanmış çam ağacına bağlamak.Denize bir olta sarkıtıp akşam yemeğini süsleyecek bir balık tutmak.Mavinin en güzeline, zengin deniz altı yaşamına dalmak.
MARMARİS SİZİ BEKLİYOR…
TARİH
Marmaris’in eski adı Physkos. Karia’nın liman kenti olarak gelişmişti. Antik kentten günümüze çok şey ulaşamadı. 19. yüzyıl araştırmacısı Charles Texier eserinde; kalıntıları Fineks Dağları’nda bulunan Physkos Körfezi’ne hakim bir kaleden söz etmiştir. MÖ 334 yılında, Marmaris’i işgal eden Büyük İskender’in startejik öneminden ötürü kaleyi onarttığı bilinmektedir. Olasılıkla bugün Marmaris Beldibi sırtlarındaki Asartepe’de izlenebilecek kalıntılar kaleye aittir. Ama bu kalıntılar ancak arkeologları ilgilendirebilecek durumdadır.
Bilinen tarihi MÖ 3400’lere kadar uzanan kent, Hellenistik dönemde belli bir süre için Seleukos egemenliğine, sonra sırasıyla Roma, Bizans, 13. yüzyılda Menteşoğulları egemenliğine girmiş. Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman 1522’de fethediyor bu bölgeyi. Buradan da Rodos’a sefer düzenliyor ve aynı yıl ele geçiriyor. Marmaris’e, Osmanlılar döneminde Mimaras adı verilmiş, daha sonra Mermeris adıyla anılmış ve nihayet Marmaris adını almış.
Marmaris 1919-1921 arası kısa bir süre İtalyanların kontrolüne giriyor, ardından Cumhuriyet döneminde 80’li yıllara kadar balıkçı ve süngerci kasabası hüviyetinde kalıyor.
Sarıana’nın ineği ve Rodos seferi
Osmanlı sultanı Kanunî Sultan (Muhteşem) Süleyman döneminden kalan bir söylence anlatılageliyor.
Sultan Süleyman Rodos seferine hazırlanırken Marmaris’te otağ kurmuş. Ordu son hazırlıklarını tamamlıyor.
Burada Sarıana diye anılan Fatma Ana adlı kendi halinde yaşlı bir köylü kadını yaşıyormuş. Çevrede ermiş olarak biliniyor, saygı görüyormuş.
Sultan Süleyman elini öpüp hayır duasını almak için yaşlı kadını ziyaret etmiş. Sarıana Sultana hayır dualar etmiş ve askerlerine kahvaltı sunmak istemiş.
Tek bir ineği bulunan yaşlı kadının yüzbin kişilik bir orduyu nasıl doyuracağına kimsenin aklı ermemiş ama o ineğin sütüyle bütün ordu kahvaltı etmiş. Sultan’ın Rodos seferi de zaferle bitmiş.
Sarıana ölünce evinin bulunduğu yere bir türbe yapılmış. Yakın zamanlarda da bir cami ibadete açılmış.
Günümüzde de halkın ziyaret edip dualar ettiği bir ziyaret yeri.
Marmaris tarihi kronolojisi:
MÖ 3000 Karia kenti Physkos’un ilk kent surları yapılıyor. Physkos kalıntıları Marmaris Beldibi’nin kuzeydoğu yamaçlarında Asartepe’de izlenebilir.
MÖ 7.YY Loryma antik kenti (bugün Sömbeki körfezi, Bozukkale, Taşlıca bölgesinde) kuruluyor.
MÖ 546 Bölgede Pers egemenliği başlıyor.
MÖ 334 Büyük İskender bölgeyi işgal ediyor.
MO 323 İskender ölüyor. Bölge Bergama krallığının egemenliğine giriyor.
MÖ 133 Bölgede Roma egemenliği.
MS 395 Bizans döneminin başlangıcı
MS 7. yy Arap akınları. Çoğu kent bu akınlar sonucunda yakılıp yıkıldı.
1290 Menteşe Beyliği dönemi. 1300’lü yıllarda Marmaris büyük bir liman kasabası oluyor.
1451 Bölgede Osmanlı hakimiyeti başlıyor.
1522 Osmanlı imparatoru Kanuni Sultan Süleyman, Rodos seferine çıkıyor ve 100.00 kişilik ordusuyla Marmaris’e geliyor. Rodos seferi dönüşünde bugünkü Marmaris kalesi Sultan Süleyman tarafından yaptırılıyor.
1867 Marmaris, Muğla iline bağlı ilçe oluyor ve kaymakam atanıyor.
1. Dünya savaşında bir Alman zırhlısı Marmaris limanına sığınıyor.
Fransız donanması Marmaris Kalesi’ni topa tutuyor ve büyük tahribat meydana geliyor.
1919 Sevr anlaşmasına dayanarak İtalya ve Yunanistan aralarında anlaşıyor ve İtalyanlar bölgeyi işgal ediyorlar.
1922 22 Temmuz ‘da İtalyan askerleri Marmaris’ten ayrılıyor ve Marmaris kurtuluyor.
Antik çağ yerleşimleri
Marmaris ilçe sınırları içinde yer alan antik kentler ise şöyle sıralanabilir:
Physkos (Beldibi, Asartepe), Amos (Hisarönü, Turunç), Bybassos (Hisarönü), Kastabos (Hisarönü), Syrna (Bayır köyü), Larymna (Bozburun), Thyssanos (Söğüt), Phoenix (Taşlıca), Loryma (Bozukkale), Kasara (Serçe limanı), Kedrai (Sedir adası), Euthena ve Amnistos (Karacasöğüt).
Physkos dahil tüm kentler, küçük Karia kentleri. Kedrai daha gelişkince. Ama diğerlerinin neredeyse tamamından bugüne ulaşan kalıntılar kale ve sur parçalarından öteye geçmiyor.
Physkos
Yörede ilk yerleşimin. İÖ 3400 yıllarına kadar uzandığına dair izler biliniyor.
Antik Caria bölgesinin bu önemli liman kentinin kalıntıları Marmaris şehir merkezinin kuzeyindeki Asartepe’de görülüyor. Ancak akropol üzerinde sur duvarları günümüze ulaşabildi.
Loryma (Bozukkale)
Bozburun yarımadasının güneybatı ucundaki Bozuk Koyu’nda kurulmuştu. Koya hakim oldukça geniş alana dağılmış kalıntılardan günümüze ulaşan en etkileyici yapı Burunbaşı üzerinde bulunan iyi korunmuş kaledir. Dokuz dikdörtgen kulesi vardı. Bugün kuzeydeki çıkma kule görülebilmektedir. Kalıntılara ulaşmak için en iyi yol denizden ve tekneyle. Bozukkale limanı Mavi yolculuk tekneleri ve yatların önemli bir durak noktası. Karadan ulaşmak için Taşlıca’dan yürümek gerekiyor.
Kedrai
Gökova Körfezi’ndeki Sedir Adası antik Kedrai kenti ve ünlü Kleopatra Plajı ile tanınıyor.
Kedrai bir Karia kentiydi, sonra Rodos’a bağlandı.
Kedrai “sedirler” (sedir ağacı) anlamına geliyor. Rodos Karşıyakası’nın en önemli yerleşimlerinden biri olan Kedrai, surlarla kuşatılmıştı. Kule ve duvarları kıyıda izelenebilen kentin orta kesiminde Dor düzenindeki Apollon tapınağından bugüne ancak temelleri ulaşabilmiş.
Agora, çeşitli yapı kalıntıları ve kent nekropolünün yanısıra, adanın doğu kesiminde ise yüzü kuzeye bakan ve oldukça iyi durumda tiyatrosu var.
Amos (Turunç-Kumlubük)
Turunç’un yakınında, Kumlubük koyunun kuzeybatısında bir tepe üstünde yer alan antik yerleşimden tiyatro, tapınak ve bazı heykel kaideleri görülebiliyor.
Kent bir surla çevriliydi. Tiyatrosu oldukça iyi durumda. Oturma yerleri, yan duvar ve sahne evinin üç odasını ayırt etmek mümkün.
Hydas (Selimiye)
Bozburun Yarımadası’nın kuzeyindeki Selimiye koyunda (Kamışlı Koy) kurulmuştur.
Kentte sur kalıntıları, kare planlı bir mezar anıtı yer alıyor. Hydas’a 3 km. uzaklıkta, sahilde bir gözetleme burcu ve bu burç üzerinde birkaç mezar var.
Erine (Hisarönü)
Marmaris-Datça yolunun 20. km.sinde güneye Bozburun yönüne dönüldüğünde 2 km.lik asfalt yolla Hisarönü köyüne ulaşılmaktadır. Antik ören yerine buradan 3 km.lik orman yolu ile gidilir. Erine’de, Roma dönemine ait kalıntılar bulunmaktadır.
Castabus (Pazarlık)
Bu antik ören yerine ve Hisarlık Köyü yakınlarındaki kutsal yere Hisarönü ovasından bir saatlik tırmanışla ulaşılabilir. Tapınak bir platformun üzerinde yer alır. İÖ 4. yüzyıldan kalma Ion düzenindeki yapı ayrıca Dor öğeleri de taşımaktadır. Platform üzerinde tapınak temeli görülebilir. Platformu destekleyen göz alıcı duvarlar günümüze kadar varlığını sürdürebilmişlerdir. Güneydeki alanda yer alan yıkık tiyatro, tapınakla birlikte bölgede tanımlanabilen tek yapıdır.
Thyssanos (Söğüt)
Söğüt köyünün 1 km güneybatısında, okulun biraz arkasındaki tepecik üzerinde Thyssanos yerleşimi kalıntıları vardır. Kazı yapılmamış antik yerleşimde kalıntılar birkaç duvar parçasından, temel izlerinden ve tepenin arka yüzündeki duvar kalıntılarından ibaret.
Phoinix (Taşlıca)
Bir Karya kenti olan Phoinix’in kalıntıları Taşlıca’nın 4 km dışında, Asar tepesi üzerinde ve çevresindedir. Köy ile antik yerleşim arasında, muhtemelen antik döneme ait patika yolda önce mezarlarla karşılaşılır. Taşlıca ile Asar tepenin aşağı yukarı ortalarında, çukurda kentin agorası, tepeye çıkarken oldukça iyi durumdaki bir yapı kalıntısı ve ardından kentin ana nekropolisi (mezarlar) görülür. Kentin akropolisi Asartepe’dedir. Tepede kalıntılardan çok, çevreye hakim manzara çekicidir.
Bybassos
Bugünkü Orhaniye köyü kalıntıların bulunduğu tepenin yamacına kurulmuştur. Kentin sur kalıntıları orman içinde dağınık bir arazide görülebiliyor. Orhaniye koyundaki küçük ada üzerinde kale kalıntıları var.
Euthenna (Altınsivrisi/Karacasöğüt)
Rodos kentciği. Bugüne ulaşan kalıntılar Karacasöğüt köyünün yaklaşık 2 km güneydoğusunda Altınsivrisi tepesinde. Tepeye yaklaştıkça kent nekropolisi, biraz yukarılarda çeşitli sur kalıntıları, kaya mezarları ve sarnıçlarla karşılaşılacaktır.
Amnistos (Karacasöğüt)
Karacasöğüt yakınlarında bir başka antik kent daha var. Amnistos antik kenti kalıntıları köyün yakınındaki bir burun üzerinde. Kentten bugüne sur kalıntıları, deniz kıyısında eski liman duvarı ulaşmış.
*** Antik kentler hakkında ayrıntılı bilgi, bulundukları bölge başlığı altında verilmiştir.
KENT MERKEZİ
Tarihi Kent
Marmaris’te kentleşme, kale çevresinde gelişti ve giderek yaygınlaştı.
Bugün Beldibi ve Armutalan sırtlarından denize ve İçmeler’e kadar çok geniş bir alana dağılan Marmaris’in Kale, iskele ve marina ile sınırlanmış bölümü, tarih kent merkezi olarak adlandırılıyor.
Bu bölgedeki tarihi yapıların tamamı 16.-20. yy’a, Osmanlı dönemine ait. Kale çevresindeki tarihi yapılar olduğu gibi korunmuş ve restore edilmiş. Büyük bölümü restoran, bar, alışveriş merkezi olarak kullanılıyor. Konut kullanımı da var ama çok az. Sokaklar dar, ahşap yapılar çıkmalı; tıpkı diğer Osmanlı kentlerinde olduğu gibi.
Marmaris Kalesi ve müzesi
Yat Limanı arkasında yüksek bir noktada yer alan Marmaris Kalesi’nin yapımından söz eden tek yazılı kaynak, Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi. 17. yüzyılda Muğla çevresini gezen Evliya Çelebi, Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos Seferi öncesinde, kalenin yaptırılması için emir verdiğinden ve kalenin sefer sırasında askeri üs olarak kullanıldığından söz ediyor. Evliya seyahatnamesinde “Kalenin ana kaya üzerine dört tabyalı olarak inşa edildiğini, düzgün taşlardan örülmüş 400 ayak duvarı olduğunu, giriş kapısı üstünde bir kitabe, içerde dizdar, imam, kayyum ve nöbetçiler için birer oda bulunduğu”nu söylüyor. Kimi kaynaklar ise, Kanuni’nin kaleyi Rodos seferi dönüşünde yaptırdığını belirtiyor.
Birinci Dünya Savaşı’nda körfeze giren Fransız savaş gemilerinin topçu ateşiyle büyük bölümü yıkılan kalenin içi, Cumhuriyet öncesinden başlayarak 1970’li yıllara kadar iskan edilmiş. Yakın zamana kadar 18 konut varlığını sürdürmüş.
Marmaris Kalesi 1980-1990 yılları arasında restore edildi ve 1991 yılında Marmaris Müzesi olarak hizmete açıldı. Toplam yedi kapalı mekânı bulunuyor. Beşik tonozlu giriş mekânı iç bahçeye açılıyor. Avluda sağda ve solda yer alan merdivenler surlara çıkışı sağlıyor. Surlardan çevreyi seyretmek ve fotoğraflamak keyifli.
Bahçeden girişi olan kapalı mekânlardan ikisi arkeoloji salonu olarak düzenlenmiş. Bu salonlarda ve bahçede bölgeden toplanan taş eserler, Hellenistik, Roma ve Bizans çağlarına ait amforalar ile Knidos, Burgaz, Hisarönü kazılarında açığa çıkarılan pişmiş topraktan yapılmış kandiller, şişeler, figürinler, çeşitli kaplar, cam eserler, ok uçları, sikkeler ve süs eşyaları sergileniyor. Etnografya salonunda ise, Osmanlı Dönemi sonuna tarihlenen günlük yaşamla ilgili dokuma, halı, kilim, mobilya, bakır mutfak eşyaları, silahlar ve süs eşyaları sergileniyor. Diğer mekânlar sanat galerisi, büro ve depo olarak kullanılıyor.
Müze, turizm sezonu süresince, pazartesi günleri dışında her gün 08.30-12.00 ve 13.00-17.30 saatleri arasında ziyarete açık. (Kaynak: Kültür ve Turizm Bakanlığı)
Hafza Sultan Kervansarayı
Kentteki diğer bir Osmanlı yapısı da Hafza Sultan Kervansarayıdır. Üzerindeki yazıttan 1545 yılında yapıldığı anlaşılıyor. Kaleyle eş zamanlı. Üzeri kemerlerle örtülü Kervansaray, kaleye çıkan dar ve basamaklı sokağın hemen girişindedir. Kervansaray’ın 7 küçük ve bir büyük odası günümüzde özel mülkiyette olup turistik eşya ve hediyelik satan dükkanlar ile kafe-barlara tahsis edilmiş.
Bedesten
Çarşı içindeki Tarihi Bedesten ise, eskiden olduğu gibi bugün de alışveriş merkezi olma özelliğini sürdürüyor. Alışverişi yapanlar ve satılan ürünler değişmiş sadece, her şey turistik olmuş. Bedesten aslına uygun olarak restore edilmiş. Ortaya üç katlı yekpare mermer havuz konmuş. 32 dükkan ve nargile ve Türk kahvesiyle her kesimden ziyaretçinin ilgisini çeken bir kafe yer alıyor.
İyilik Kayalıkları Arkeoloji Parkı
Marmaris yeni bir parka kavuştu. Bir arkeoloji parkı bu. Marmaris şehir merkezinde, İyilik Kayalıkları olarak bilinen 8 bin 342 metrekarelik alan ile tepe eteğindeki 2 bin 100 metrekarelik alan 1. derece SİT alanı kapsamına alındı ve İyilik Kayalıkları Arkeoloji Parkı olarak ziyarete açıldı. Parkta MÖ 4. yy’a ait olduğu belirlenen arkeolojik kalıntılar sergileniyor.
Marmaris yakın çevresinde Osmanlı dönemine tarihlenen başka eserler de var. Kemeraltı Mahallesi’ndeki İbrahim Ağa Camisi 1789’da, Muğla yolunun 10. km’sindeki Taşhan ve 1993 yılında selde yıkılan Kemerli Köprü ise 1552’de yapılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın Rodos seferine çıkmadan önce ziyaret ettiği kehanetleriyle ünlü Sarıana’nın türbesi aynı adlı mahallededir. Rivayete göre Rodos seferine hazırlanan koca Osmanlı ordusunun bütün askerleri Sarıana’nın tek ineğinin sütüyle kahvaltı yapmış.
İskele ve yat limanı çevresinde
Marmaris Netsel Marina Güney Ege’nin en büyük ve modern yat limanıdır. 720 yat kapasiteli marinada, yatlara her türlü servis verilmektedir. Marina ile çarşı arasındaki Belediye rıhtımına ise Mavi Yolculuk ve günübirlik gezi tekneleri bağlanırlar.
Yat limanından Değirmençayı Deresi’ni takip ederek içeri yöneldiğinizde barlar sokağına çıkacaksınız. Her türlü müzik zevkine hitap eden barlar sağlı sollu bu sokakta sıralanır.
Çoğu eski Marmaris evlerinin restorasyonuyla dönüştürülmüştür bugünkü işlevlerine.Yüksek duvarlarla çevrili eğlence kompleksleri de açılmıştır bu bölgede son yıllarda. Eğlence sabahın ilk ışıklarına kadar sürer.
Rıhtım boyunca sıralanan bar ve lokantalar ise günbatımı öncesinde dolmaya başlar. Rıhtıma paralel ve dik inen sokaklar Marmaris’in gece yaşamının en renkli noktasını oluştururlar. Müziğin ve eğlencenin her türü vardır.
Eski kent devasa bir alışveriş merkezi gibidir. Araç trafiğine kapalı, üstü tentelerle örtülü sokaklara sıralanmış dükkanlar ve tezgahlar çok renkli bir görüntü oluştururlar. Alışveriş niyetiniz olmasa bile, bu sokaklarda dolaşmaktan keyif alacaksınız.
Pazar yerleri
Marmaris’in her yanı çarşı pazar ama, geleneksel pazar arayanlar için bölgenin en büyük pazarı her Perşembe Marmaris Belediyesi’nin modern pazar binasında kuruluyor. Aynı binada Pazar günleri de tezgahlar daha küçük çaplı açılıyor. Ayrıca İçmeler’de Çarşamba, Armutalan’da Perşembe, Beldibi’nde ise Pazar günleri geleneksel pazarlar hem yerli halkın hem de turistlerin büyük ilgisiyle karşılanıyor. Marmaris’in ünlü çam balı, yöresel el işi halı-kilim-dokuma ürünleri, her çeşit baharat ve şifalı otlar, hediyelikler satılıyor pazar yerlerinde.
Günnücek, Yalancı Boğaz ve Cennet Adası (Yıldız Adası/Nimara)
Marmaris’in yaz sıcağından bunalırsanız Netsel Marina’yı geçip, Günnücek piknik alanına gidebilirsiniz. Parfümcülükte kullanılan sığla yağının sağlandığı günlük ağaçları arasında yazın suyu çok azalan bir dere de bulunmaktadır. Piknik alanı orman idaresi tarafından düzenlenmiştir. Plaj ve kamp alanından yararlanabilirsiniz.
Günlük (Sığla) Ağacı
Dünya’da yalnızca Anadolu’nun belli bir yöresinde, Marmaris, Köyceğiz, Fethiye ve Milas’ta yabani olarak saf halde ya da başka ağaçlarla karışık ormanlar oluşturarak yetişen günlük ağacından eczacılıkta, parfüm ve kozmetik sanayiinde kullanılan sığla yağı elde edilir. Sığla yağı esmer gri renkli, bal kıvamında, hoş kokulu ve acımsı tadı olan bir maddedir. Bileşiminde uçucu yağ, reçine ve sinnamik asit bulunur. Yara iyileştirici, asalak öldürücü ve balgam söktürücü etkilere sahiptir. Merhem ya da yakı halinde uyuz gibi bazı deri hastalıklarının tedavisinde kullanılır. Çok eski çağlardan beri bilinen bu yağ eski Mısır’da mumyalama işlerinde kullanılıyordu.
Nasıl elde edilir?
Balsam kıvamındaki sığla yağı ağacın gövdesine açılan yarıklardan dışarı sızar. Akan sıvı kabukla birlikte kazınarak alınır. Kazınarak alınan bu kabuklar su dolu bir kazanda kaynatıldıktan sonra etrafında delikler olan silindir şeklindeki bir kovana doldurulup mengeneyle sıkılır. Bu işlemle sığla yağı kabuktan ayrılıp depolanacağı bölüme akar. Geriye kalan yağı alınmış kabuklar kurutulduktan sonra ‘günlük’ yada ‘buhur’ adıyla tütsü olarak kullanılır.
Günümüzde Marmaris’te günlük ağacından sığla yağı çıkaran tek bir kişi var. O da 57 yıldır bu işle uğraşan 73 yaşındaki İsmet Baka. 16 yaşında bu işe başladığı dönemde 200 kişinin çalıştığını ve yılda 150 ton sığla yağı elde edildiğini anlatan İsmet Baka “Bu iş artık bitti. Kala kala bir ben kaldım, daha kaç yıl yaparım bilinmez. Bir yılın emeği toplam 200 kilo yağ’’ diyor.
Aktaş
Sahilden Yalancı Boğaz’a giden yolun 3. km’sinde ufak bir yerleşim alanıdır. Kuzey yönü ormanlık tepelerle çevrili, gürültüden uzak, sakin bir köşedir. Plajının kumu incedir. Marmaris’in gece manzarasının en güzel göründüğü yerlerden biridir. Adını deniz kenarındaki yüksek bir ak kayadan almıştır. Kalınabilecek birkaç motel vardır.
Adaağzı
Aktaş’tan devam eden yol 2 km. sonra Adaağzı’ndan geçer. Burası yeni bir yerleşim alanı olma yolundadır. Marmaris koyunun deniz sporlarına uygun bir köşesidir.
Yalancı Boğaz
Marmaris’ten bakınca boğaz gibi görünen (merkeze 8 km) ve halk arasında Yalancı Boğaz olarak tanımlanan 800 metre uzunluğundaki doğal set, Nimara Yarımadası’nı (Cennet veya Yıldız adası) karaya bağlar. Bu set yat limanı ve çekek yeri olarak hizmet veren işletmeleri barındırır aynı zamanda.
Cennet Adası (Nimara yarımadası/Yıldız Adası)
Ada olarak bilinen ama aslında yarımada olan Cennet Adası (Nimara yarımadası) Marmaris’in karşısında boylu boyunca uzanır. Yarımada günübirlik teknelerin uğrak yerlerinden birisidir. Her sabah Marmaris’ten kalkan tekneler gidişte ya da dönüşte uğrarlar Cennet Adası’na. Bütün gün boyunca kalanlar da vardır.
Ama dilerseniz, kent merkezine 8 km uzaklıktaki Yalancı Boğaz’a kadar minibüs ya da aracınızla gidip yürüyerek Cennet Adası’na çıkabilirsiniz. Patika yollar kent kalabalığından uzakta ve doğayla başbaşa ideal bir yürüyüş güzergahı oluşturur. Manzara çok güzeldir. Teknelerin yanaştığı iskele çevresinde çardak lokantalar ve kafeler vardır.
Adada az bilinen ilginç bir mağara bulunuyor. Yalancı Boğaz’ı geçip Cennet Adası’na girildiğinde başlayan orman yolu, sağa ve sola olmak üzere ikiye ayrılıyor. Sola ayrılan yolda bir kilometre ilerlendiğinde henüz adı bile olmayan mağaranın yakınına ulaşılıyor. Mağarayı bulabilmek için kesinlikle bir rehbere ihtiyaç var çünkü herhangi bir işaret yok. Mağaraya önce tırmanarak sonra çalılıklar arasında güçlükle yürüyerek ulaştığınızda karşılaştığınız manzara sizi büyüleyebilir. Mağara galerisi oldukça geniş ve gözalıcı sarkıt ve dikitlerle dolu.
Armutalan
Marmaris’in hemen yanıbaşında, yeni otel, lokanta, oyun ve spor alanları ve eğlence yerleriyle gelişen turizm merkezidir Armutalan. Adını bir zamanlar bol olan armut ağaçlarından almış. Ulaşım çok kolay. Minibüsler düzenli sefer yapıyor. Ormanla çevrili belde, temizliği, sesizliği ve iyi çevre düzeniyle ziyaretçileri ve yerli-yabancı Marmaris tutkunlarını çekiyor kendisine.
Yeni yürüyüş yolunun bir bölümü Armutalan orman alanı içinde yer alıyor. Yürümek, bisiklete binmek, köpekle gezinti yapmak için gerekli alan ve parkur düzenlemesi yapıldı. Orman derinliklerinde keşif turu düzenlemek size kalmış. Kaya tırmanışı meraklıları için de uygun kayalık alana sahip.
Beldibi
Marmaris’e girerken sağda, vadi boyunca uzanan, eski ama son yıllarda artan yapılaşmayla hızla büyüyen bir beldedir. Antik Physkos kenti de hemen bitişiğinde, Asar Tepesi’ndedir. Tüm Marmaris çevresinde olduğu gibi burası da ormanlık tepelerle çevrili bir doğanın içindedir. 1995’li yıllara kadar sebzecilik ve meyvecilikle geçinen köy hızla gelişerek konut alanına dönüşmüştür. Merkeze uzaklığı bir kilometredir. Nüfusu 6 bin kadardır.
İçmeler
Marmaris’in eğlencesinden yararlanıp ta güniçini ve uyuma saatlerini daha sakin geçirmek isteyenler için hemen yakında ayrı bir turizm merkezi olarak gelişen bir yer var: İçmeler. Çok sayıda otel bulunmasına rağmen, yapılan çevre düzenlemesiyle yeşili ve çiçeği bol, yürüyüş yolları geniş, plajı her zaman temiz bir beldedir İçmeler. Beldenin girişindeki park botanik bahçesi gibidir. İçmeler’i ortadan kesen dere yapılan düzenlemeyle beldeye güzel bir hava katmıştır. Derenin iki yakası hediyelik eşya satıcıları, elişi sergileriyle renkli ve canlıdır.
Yeme, içme ve eğlence açısından da çok zengin seçeneklere sahiptir İçmeler. Daha fazlasını isteyenler için Marmaris birkaç adım ötededir. Marmaris - İçmeler arasında çok sık taşıt bulunuyor. Ayrıca kıyı boyunca Marmaris’e uzanan yürüyüş yolu, olağanüstü bir manzara eşliğinde yürüme olanağı sağlar.
İçmeler’in eskiden şifalı içmeleri varmış, şimdi boşuna aramayın ve pet şişedeki sularla yetinin. İçmeler plajı denize girmek ve su sporundan yararlanmak için çok uygundur.
Aşırı yapılaşmaya ve kalabalığa rağmen plajı ve deniz suyu temiz kalabilmiş. Ama daha temiz deniz ve daha az kalabalık isterseniz, tekne turlarına katılıp çevre koylara gitmelisiniz.
Modern ile geleneksel yapı İçmeler’de bir aradadır. Sahilin hemen arkasında, yürüme mesafesindeki köyiçi ve daha ilerideki kanyonun girişindeki tesisler doğa ve eski köy yaşamı tutkunları içindir.
Çevreye tekne turları
Marmaris’te günü geçirmenin en keyifli yollarından biri, tekne turlarına katılmaktır. Çarşı içinde ana iskeleden ve Marmaris’in değişik yerlerinden kalkan irili ufaklı yüzlerce tekne hergün tıka basa doluyor ve çevredeki adalara, koylara günübirlik turlar düzenliyor. Marmaris’in karşısındaki Cennet adası (Nimara/Yıldız), Bedir adası, Turunç, Kumlubük, Çiftlik, Fosforlu Mağara en popüler uğrak yerleri arasında. Yüzme molaları ve balık ziyafeti bu turların olmazsa olmazı. Geceleri de "mehtap turları" düzenleniyor. Kimi tekneler uğranılan yerlerde lokantalarla anlaşıyor, kimileri de teknede yemek servisi veriyor. Teknede eğlence de unutulmuyor.
Marmaris’ten daha uzun günübirlik turlar da düzenleniyor. Devasa teknelerle yapılan bu turların uğrak yerleri arasında Ekincik ve Dalyan da bulunuyor.
Gökova, Sömbeki ve Hisarönü Körfezi’ndeki koy ve adalara da tekne turları yapılıyor. Sömbeki körfezi için Bozburun’a, Selimiye’ye ve Orhaniye’ye, Hisarönü körfezi için Hisarönü Köyü sahiline, Gökova körfezi için de Çamlı iskelesine gitmek gerekiyor. Seyahat acentaları Gökova, Sedir Adası ve koy turlarını Marmaris’ten Çamlı iskelesine transferler, tekne organizasyonu ve yemek dahil günübirlik olarak organize ediyorlar.
Marmaris’ten Günübirlik bir alternatif: Rodos
Marmaris’e gelmişken, bir gününüzü Rodos’a ayırabilirsiniz. Türk vatandaşlar için günübirlik Rodos ziyaretlerinde yurtdışı çıkış harcı ödenmesi de gerekmiyor.
Yazın hergün Marmaris Marina’dan Rodos’a katamaran tipi tekneler çalışıyor. Marmaris’ten Rodos’a saat 09.00 ve 16.00’da seferler var. Bu seferlerin karşılıkları ise saat 08.00 ve 16.30’da.
Seyahat acentalarının günübirlik Rodos turlarına da katılabilirsiniz. (Ayrıntılı bilgi Rehber Bölüm Günübirlik turlar sayfasında)
Marmaris çevresi: Gökova körfezi kıyılarında
Çamlık İskelesi
Marmaris-Muğla yolunun 12. kilometresinde sola ayrılan yol 6 kilometre sonra Gökova körfezi kıyılarına çıkar ve Çamlık iskelesine ulaşır. Adından da anlaşıldığı gibi çamı bol bir alan. Sedir Adası’na giden teknelerin durak yeri. İskele meydanında bir büfe ve bir çay bahçesi ve ağaçlıklar arasında bir lokanta var.
Çamlı Köy
Çamlık İskelesinden 3 kilometre ötede ve Sedir Adası karşısındaki Çamlı Köy de Karya’nın antik yerleşim alanlarından biri olmalı. Havası güzel, suyu temiz, manzarası hoş bir köşe. Tercih edilen bir sahil ve dinlenme yeri olarak tanınır.
Boncuk Koyu
Çamlı Köyü’nden devam eden yol 9 km sonra Boncuk’a ulaşır. Boncuk çevrenin çok sevilen koylarından biridir. Suyu berrak ve dinlendiricidir. Sahilde düzenli dikilmiş palmiye ağaçları olan bir dinlenme tesisi bulunmaktadır. Yalnızlık ve sükunet arayanlar ve kayalık yerde yüzmeyi sevenler için çok elverişli bir koy. Tesisin hemen yanında bulunan küçük bir antik kalıntı tarih meraklıları için ilgi çekici.
Boncuk koyu ile Karaburun arasındaki bölge, kumsal köpekbalıkları (sandbar sharks) olarak tanımlanan ve boyları 2 metreye ulaşabilen köpekbalıklarının Akdeniz’de bilinen ve gözlem yapılabilen tek üreme sahası. İzlemek ve görüntülemek için özellikle Mayıs-Haziran aylarında koyda dalış turları yapılabilir.
Sedir Adası - Kedrai
Sedir Adası, antik Kedrai kenti ve ünlü Kleopatra Plajı ile tanınıyor. Adaya Çamlık iskelesinden düzenli tekne seferleri var. Günün hemen her saati doldukça kalkıyorlar. Dönüş te aynı şekilde. Altın sarısı kumlu plajı, sığ denizi ile özellikle çocuklu aileler için çok uygun. Ada, deniz sefası yanında, keyifli bir keşif turu için de her şeye sahip.
Kalıntıları Ada’nın hemen tamamına dağılmış olan Kedrai bir Karia kenti olarak kurulmuş, Ssonra Rodos devletine bağlanmış.
Kedrai ‘‘sedirler’’ anlamına geliyor. Özellikle gemi omurgası yapımında kullanılan dayanıklı bir ağaç olan sedirin adada varlığı bilinmemesine karşın, eski Yunanca’daki anlamı budur. Rodos Karşıyakası’nın en önemli yerleşimlerinden biri olan Kedrai, surlarla kuşatılmıştı. Kule ve duvarları kıyıda izelenebilen kentin orta kesiminde Dor düzeninde Apollon Tapınağı bulunur. Tapınaktan bugüne ancak temelleri ulaşabilmiş.
Agora, çeşitli yapı kalıntıları ve kent nekropolisinin yanısıra, adanın doğu kesiminde yüzü kuzeye bakan ve oldukça iyi durumda tiyatrosu vardır. Knidos gibi büyük kentleşmeleri saymazsak, Rodos karşıyakası olarak adlandırılan Marmaris-Bozburun yöresinde, ilkçağ yerleşimlerinin ancak üçünde tiyatro görülür.
Atina ile Isparta arasında süren Peloponnessos Savaşları sırasında kente, İÖ 405 yılında, Atina yandaşı olması yüzünden saldıran Ispartalı General Lysander, adayı elegeçirmiş ve halkını köleleştirmiştir. Tarihçi Ksenophon bu olayı ayrıntıları ile bildirirken bir yandan da ada halkının yarı barbar olduğunu söyler.
Muğla yolu üzerinde Marmaris’in ilk özel Etnografya ve Arkeoloji Müzesi
Marmaris, ilk özel müzesine de kavuştu. Marmaris-Muğla yolu üzerinde, Marmaris’e 10 km uzaklıkta 3000 m2’lik kapalı alanda açılan müzede sergilenen eserler, aynı zamanda bir koleksiyoner olan turizmci ve halıcı Ahmet Urkay’a ait. İki bölümlü müzenin arkeoloji bölümünde değişik tarihi dönemlere ve uygarlıklara ait tarihi çanak, çömlek, testi, heykel, para, sikke gibi her türlü arkeolojik eserler, etnografya bölümünde ise Urkay’ın 50 yıldır köy köy gezerek biraraya getirdiği halı, kilim, ahşap tavan oymaları, mermer musluk başlıkları, silahlar ve yöresel kıyafetler sergileniyor. Müze haftanın 7 günü ücretsiz olarak gezilebiliyor.
Karacasöğüt’te: Şelale, mağara ve antik yerleşimler…
Marmaris-Muğla yolunun 11. km’sindeki Karacasöğüt yol ayrımından sapıp çamlar arasında uzanan yol izlendiğinde eşsiz Gökova sahillerine ulaşılıyor.
Karacasöğüt limanı mavi yolculuk teknelerinin önemli uğrak yerlerinden biri. Önceki yıllarda meydana gelen ve geniş bir alanı tahrip eden yangının izlerine rağmen hala gözde.
Karacasöğüt Şelalesi ve Karacain Mağarası için Karacasöğüt’ten Okluk koyuna giderken 2-3 km sonra sağa ayrılmak gerekiyor. Tabela olmadığı için yöredeki köylülere sorun. Şelale 25 m’den dökülüyor. Altında doğal havuzu var.
Somalıkaya Düdeni ve Suçıktı mağarası adlarıyla iki bölümlü mağaranın Somalıkaya Düdeninin ana giriş noktalarından biri de burada. Mağaraya inişte yanınızda şişme bot olmalı. Galerilerde ancak botla ilerlemek mümkün. Bu bölüm 421 metre uzunluk ve 15.5 metre derinliğe sahip. Mağaranın 342 m’lik bölümü aktif ve 2 gölü barındırıyor. Amatör gezginler mağaraya rehber eşliğinde girmeli ve 10 metreden fazla da uzaklaşılmamalı.
Somalıkaya Düdeninin 1 km batısında yer alan Suçıktı Mağarasının ise ancak 1 km uzunluktaki bölümü keşfedilebilmiş mağaracılar tarafından. Mağara ve şelalenin bulunduğu alan SİT alanı ilan edilmiş. Turizme açılmasına yönelik çalışmalar da sürüyor.
Karacasöğüt köyünün yaklaşık 2 km güneydoğusunda Altınsivrisi Tepesinde Euthena antik kent kalıntıları var. Denizden yüksekliği 700 metre olan tepeye çıkmayı göze alanların Karacasöğüt köyü Ovacık mahallesine gelmeleri, dar ve dik patikayı izleyerek tırmanmaları gerekiyor. Çevreyi bilmeyenler patika için köylülerden yardım istemeli. Tepeye yaklaştıkça kent nekropolisi, biraz yukarılarda çeşitli sur kalıntıları, kaya mezarları ve sarnıçlarla karşılaşılacaktır. Tepede ise antik dönem tapınağı kalıntıları yanında orman gözetleme görevlisinin kulübesi vardır. Şansınız varsa bir yorgunluk çayı sizi bekliyor olabilir.
Euthena’nın antik dönemde Rodos’a bağlı bir kentcik olduğu tahmin ediliyor.
Karacasöğüt yakınlarında bir başka antik kent daha var. Amnistos antik kenti kalıntıları köyün yakınındaki bir burun üzerinde. Kentten bugüne sur kalıntıları, deniz kıyısında eski liman duvarı ulaşmış.
Gökova Körfezinde Karadan "Mavi Yolculuk"
Gökova Körfezi, mavi yolculuğun en çok tercih edilen güzergahıdır. Bu güzergahın en keyifli koyları da Karacasöğüt ile Bördübet Koyu arasında uzanır. Bu koylar sırasıyla Karacasöğüt, Okluk Koyu (Cumhurbaşkanı Özal zamanında yapılan yazlık konutun bulunduğu koy girişi halka kapalıdır), İngiliz limanı, Löngöz, Yedi Adalar, Gücük Limanı ve Bördübet Koyu’dur. Bu koylar arasında irili ufaklı başka koylar da vardır ama ulaşım yoktur. Aracınızın altı alçak değilse ya da arazi aracınız varsa bu toprak yol boyunca ilerlemeyi deneyin. Marmaris’te jeep safari turları düzenleyen seyahat acentalarının güzergahlarından biri de bu koyları birbirine bağlayan toprak yoldur.
İngiliz limanı durak noktalarınızdan biridir ve kıyıya kadar inen çam ağaçlarının arasında saklanmış dünya güzeli bir koydur. Ünlü deniz gezgini Sadun Boro’nun bu muhteşem doğal güzelliğin korunması için yazdıklarını orada okuyacaksınız.
İngiliz Limanı’nda teknelere servis veren lokantalar bulunuyor.
Teknelerin en çok ilgi gösterdikleri koylar arasında bulunan Löngöz de çadır kurup kamp yapmak için elverişlidir. Koydaki restoranda yaprak sarma, salata, patates tava, odun ateşinde balık ve soğuk meşrubat ısmarlayabilirsiniz.
Yediadalar’da ise kamp imkanı var ama burada yemek yeme imkanı yok. Eğer zamanıysa frenk incirinin tadına bakılabilir. Ayın Koyunda canlı balık, ızgara çeşitlerini denemeniz öneriliyor.
Bördübet Koyu’nda Amazon Kamping son durağınız. Ondan sonra ya aynı yoldan geri dönecek, ya da Marmaris-Datça yoluna çıkacaksınız.
Marmaris çevresi: Turunç
Turunç’a otobüsle veya kendi aracınızla karayoluyla gidiyorsanız çamlar arasında uzanan virajlı bir yoldan geçeceksiniz. İçmeler’i geçtikten sonra tırmanış başlıyor. Eğer sürücü koltuğundaysanız çevrenin ve Marmaris Körfezi’nin güzelliğine dalıp gitmeyin, virajlara dikkat edin. 20 km’lik asfalt yolu ralli meraklısı değilseniz yarım saatte alabilirsiniz. Ama isterseniz deniz yoluyla gidin, 15 millik bir yol.
Nasıl giderseniz gidin ama Turunç’a mutlaka gidin. Marmaris’te konaklıyorsanız bir gününüzü ayırıp, Marmaris’in büyük kenti unutturmayan ortamından çıkın. Yokuşlar, inişler, virajlar ve hep yanıbaşınızda olan çamlar arasından giderken ansızın karşınıza çıkıverecek Turunç. Aşağıda sanki mavinin özel bir tonuyla boyanmış gibi bir deniz. Çivit mavisi, cam mavisi, gökyüzünün denize düşmüş mavisi, mavinin her tonu denizde.
Etrafı çamlarla süslü yüksek tepelerle çevrili, tepelerden bir serinlik düşüyor sahile, güneş her zaman parlak ama bunaltıcı değil. Narlar, dutlar, incirler, erikler, keçiboynuzları ve tabii turunçlar… Turunç Belediyesi Turunç’a adını veren ve son yıllarda azalan turunç ağacı sayısını artırmak için yeni dikimler yapıyor. Ayrıca çevreye renk katan sardunyalar, zakkumlar, begonviller her yerde.
Turunç, mavi yolculuğa çıkan teknelerin vazgeçilmez uğraklarından birisidir. Akşam olunca koyda demirlemiş teknelerden, sahildeki lokantalardan şarkılar yükselir. Ha, unutmadan, Turunç koyunda da Marmaris ve İçmeler’de olduğu gibi "Mavi Bayrak" dalgalanıyor. Mavi Bayrak suyu, kumu ve çevresi temiz, yatlar için gerekli altyapıya sahip koylara, uluslararası bir örgüt tarafından çekiliyor.
Turunç’ta denizin ve güneşin dışında seçenekler de var. Doğa yürüyüşü yapmak, jeep safari turlarına katılmak isteyenler elverişli güzergahlar bulacaklardır. Yürüyüş için Palamut Tepesi patikası ve yol olmadan önce Turunç ile İçmeler’i bağlayan 3-4 saatlik manzaralı yürüyüş yolu değerlendirilebilir.
Su, dalmak ve sualtı yaşamını izlemek için oldukça berrak. Kayalıklar, sualtı mağaraları açısından da zengin.
Su sporları için koyda hizmet veren işletmeciler var. Gürültü kirliliğine önlemek amacıyla yalnızca motorsuz su sporlarına izin veriliyor. İhtiyacınız olan her türlü malzemeyi kiralayabilirsiniz, isterseniz eğitim de veriyorlar.
Çevre koylara yapılan günübirlik tekne turlarına katılabilirsiniz. Gezide Kumlubük, Çiftlik, Gebekse gibi koy ve plajlara uğranıyor. Uzun süreli günübirlik tekne turlarıyla Dalyan, İztuzu kumsalına kadar gidilebiliyor. Özel tekne kiralayıp kendi gezinizi kendiniz de planlayabilirsiniz. Koyda balık avcılığı da yapılabiliyor. Özellikle Ekim-Nisan döneminde bol balık olduğunu not edelim.
Kumlubük
Kumlubük güzel kumsalı ve plajı yanında balıkçı lokantaları ile ünlüdür.
Bölgenin en iyi deniz mahsullerinin bulunduğu ve kıvamında pişirilip servis yapıldığı Kumlubük’e Turunç’tan karayolu da var. Manzara etkileyici. Kumlubük sahili ve tepeleri, doğa yürüyüşleri ve ekoturlar için en iyi parkurlara sahiptir. Yazın sıcağında da olur ama en iyisi diğer mevsimlerdir bu yürüyüşler için. Kumlubük sahilinden güneydoğu yönüne yürüyüşte karşılaşılan mağara herkesi şaşırtır. Bu mağaranın 5 bin yıl önce ilk yerleşime sahne olmuş olduğu sanılmaktadır. Girişi 4 metre kadardır. İçerde galeriler, sarkıtlar ve dikitler bulunur. Yeni keşfedildiğinden henüz bilimsel bir araştırma yapılmamıştır. Tıpkı Cennet Adası mağarasında olduğu gibi.
Kumlubük ya da Turunç’ta bir sabahınızı ya da akşam üzerini de Amos antik kentine yapacağınız yürüyüşe ayırın. Turunç’tan yürüyerek 1 saatte, Kumlubük’ten ise yarım saatte ulaşabileceğiniz Amos, antik çağın önemli kentlerinden biriydi ama günümüze çok fazla şey kalmadı. Hisarburnu diye bilinen ve bir yanında küçük çakıllı bir koy, diğer yanında Kumlubük sahilinin uzandığı tepedeki dar ve uzun düzlükte tiyatro ve kent surlarını görebilirsiniz.
Kentin nekropolisi ise kuzeydeki küçük koyun yamaçlarına doğru yayılmıştır. Ama kalıntılardan çok ayağınızın altında gözalabildiğine uzanan manzaradan etkileneceksiniz.
Marmaris’ten Bozburun’a
Marmaris’in çevresine ayırdığınız bir başka gün, Marmaris’in güneybatısına, Bozburun’a doğru bir gezi yapabilirsiniz.
Durak noktalarınız, isteğe göre, Bayırköy, Çiftlik, Orhaniye, Selimiye, Bozburun ve Söğüt olabilir.
Bayır dışında hepsine denizden tekneyle de gidilebiliyor. Ama denizden yolculuk için en az üç gün ayırmalısınız.
Karayoluyla, Orhaniye, Selimiye ve Bozburun’a Datça yoluna girerek ve Hisarönü yön levhasını izleyerek de gidilebiliyor. Böyle yaparsanız Hisarönü’nü de katmalısınız turunuza. Ama biz Bayır üzerinden gitmeyi tercih edeceğiz.
Marmaris’ten çıkıp İçmeler’i geçiyor ve Turunç yoluna giriyoruz. Dar asfalt yol bir süre keskin virajlarla tırmanıyor. Kısa bir düzlük ardından Turunç yolundan ayrılıyor ve Bozburun’a yöneliyor. Çam ormanının serinliğinde küçük yerleşimlerin arasından geçip yaklaşık yarım saat sonra Bayır’a ulaşılıyor.
Bayır
Bayır Köyü son yıllarda jiplerle yapılan "safari" turlarının gözde durak noktası oldu. Mola verip, köy meydanındaki dev boyutlu tarihi çınar ağacının altındaki açık kahvelerden birinde bir çay ya da köpüklü ayran içmeyi unutmayın. Acıkanlar gözleme de ısmarlayabilir. Hikmeti neredendir bilinmez ama kocamış çınarın etrafında bir tur atmanın ömrü uzattığı söylenir. Bayırlılar bunu aynı zamanda bir “anıt ağaç” olan çınarın künyesine yazıp asmışlar. Meydan çeşmesinin buz gibi suyu, yüzünüzü ve içinizi ferahlatacak.
Bayır Köyü’nün antik Syrna kentinin üzerinde kurulduğu, şimdi caminin bulunduğu alanda sağlık tanrısı Asklepios’a adanmış bir tapınağın yeraldığını iddia ediliyor. Tapınaktan bugüne ulaşan hemen hiç bir iz kalmamış. Syrna kentinin akropolisi köyün 2 km kuzeydoğusunda Yancağız Tepesi üzerindedir. Akropolise Bayır’dan bugün de kullanılan antik taşlı yol izlenerek gidilebilir. Tırmanış yaklaşık yarım saat sürer. Akropoliste kent surlarının bir bölümü, mezar kapak taşları ve yapı kalıntıları görülecektir. Bayır mezarılığındaki antik taşlar da büyük olasılıkla Syrna kentinden.
Bayır’dan sonra yol ikiye ayrılıyor. Biri sağdan Turgut Köyü’ne iniyor. Diğeri de Bozburun’a yöneliyor.
Biz önce Bozburun yoluna girip, yaklaşık 1 km sonra Çiftlikköy’e sapacağız. Turgut üzerinden Orhaniye ve Selimiye’ye inişi sonraya bırakıyoruz.
Çiftlik
Bayır’dan yukarıya Söğüt’e yönelen asfalt yol üzerinde yaklaşık 1 km sonra çiftlik ayrımını kaçırmamaya dikkat edin. Belli belirsiz bir tabela var.
Ayrımdan sonra kısa bir düzlük ardından çiftlik koyuna doğru iniş başlıyor. Bir yanda Çiftlik koyu, arkanıza döndüğünüzde ise Hisarönü körfezini göreceğiniz bu noktada bir süre dinlenip, temiz dağ havasını ciğerlerinize doldurun. Her taraf çepeçevre çam ormanı.
Çiftliğe biraz virajlı bir yolla iniliyor. 15 dakika sonra kumsaldasınız. Çiftlik koyunun iri kumlu plajı ilgi görüyor. Marmaris ve çevre koylarda böyle plaj çok az. Denizin her zaman pırıl pırıl olduğunu da eklemekte yarar var. Bırakın kendinizi serin suya. Uzun uzun yüzün ve sonra uzanın kumlara.
Koyu çepeçevre saran kumsal Marmaris’ten gelen günübirlik teknelerin konakladıkları öğle saatleri dışında pek kalabalık sayılmaz.
Ama her şeye rağmen o eski sakinliği de kalmadı Çiftlik koyunun.
Bir tatil sitesi, biri büyük iki otel, koyda su sporları yapmaya imkan veren bir işletme, henüz sadece lokanta ve eğlence üniteleri yapılmış bir tatil köyü ve sahilde çardak lokantalarının müşteri yoğunluğu hissediliyor artık.
Çiftlik Koyu’nun girişinde küçük bir ada var. Ada özel mülkiyette ve izin alınmadan girilemiyor.
Koyun iki yanındaki kayalıkların dalmak için uygun olduğunu ama artık zıpkınla avlanacak balık bulmanın çok zor olduğunu not edelim.
Dalmak ya da yüzmek için tekneyle çiftliğin hemen yanıbaşındaki Gebekse Koyu’na da gidilebilir. Bu koyun uç noktasında, kumsalda tarihi kalıntılar göreceksiniz. Gebekse kalıntılarının bir kiliseye ait olduğu sanılıyor.
Gebekse Koyu, mavi yolculuk teknelerinin başlıca uğrak yerleri arasındadır. Az sayıda günübirlik tekne de uğruyor. Küçük bir kumsalı, bir çardak lokantası vardır. Deniz gözlüğüyle dalıp su altının binbir rengini seyretmekten büyük keyif alacaksınız.
Şelale
Tekrar Bayırköy’e dönüyoruz. Bu defa aşağıya, Turgut Köyü’ne yöneliyoruz.
Bayır’dan 5,5 km sonra sağda "Şelale" tabelasını göreceksiniz. Yoldan 200 m içerideki "Şelale" mevkiine araçla gitmek mümkün. "Şelale", bildiğimiz o ulu şelalelerden değil. Vadi boyunca sık bir bitki örtüsü arasından akan ve yaz aylarında suyu iyice azalan bir derenin 3-4 metre yüksekten dökülmesiyle oluşmuş. Derenin suyu buz gibi. Mayonuz yanınızdaysa eğer, şelalenin yarattığı ve derinliği 2-3 metreyi bulan gölcükte yüzebilir, bunaltıcı sıcağın etkisinden kısa bir süre de olsa kurtulabilirsiniz. Çevrede ve şelalenin yanıbaşında çardak lokantalar var. Köylü kadınların oracıkta pişirdikleri gözleme, yanında buz gibi ayran, soğuk duş ardından iyi gelecek. Dilerseniz alabalık, et veya tavuk da isteyebilirsiniz.
Zaman ayırabilirseniz dere boyunca ve vadinin içerisine doğru yürüyüş yapabilirsiniz. Ama sık bitki örtüsünün zaman zaman yürüyüşü zorlaştırdığını unutmayın.
Turgut
Bayır’a 9 km uzaklıktaki Turgut, turizm sayesinde gelişmeye başlamış bir köy. Turistlerin gruplar halinde gelip alışveriş ettikleri halı ve hediyelik eşya mağazaları, köyde büyük bir canlılık yaratmış. Turgut girişinde eli yüzü düzgün çok sayıda lokanta da hizmet veriyor.
Bilhassa jiplerle yapılan safari turlarına katılanların vazgeçilmez uğrak yerlerinden olan Turgut Köyü’ndeki halıcılık uğraşı büyük şehirlerdeki faaliyetlerle yarışır durumda. Türkiye’nin hemen her yerinde dokunan halıların sergilenip satıldığı, ihracatın yapıldığı mağazalarda çalışanların büyük bölümü imalatla uğraşıyor. Alışveriş için gelen ziyaretçiler, halının dokunuşunun yanı sıra yünün nasıl iplik haline getirilip doğal kök boya ile boyandığını görebiliyorlar. Su dolu bir kazanın içine atılan kozalardan ipek halıların dokunduğu ipin elde edilişini de ilgiyle izliyorlar. Plajıyla, ipek ve yün halılarıyla turistlerin ilgisini çeken Turgut’taki restoranlarda deniz ürünlerinin yanısıra köy yemeklerini de bulmak mümkün. Turizm, arıcılık, balıkçılık, hayvancılık ve tarımla uğraşan Turgut köylülerinin önemli üretimlerinden biri de yer fıstığı.
Turgut Köyü sınırları içindeki koylardan birinde antik çağ kalıntıları göze çarpıyor. Kalıntılar kıyıda bir bahçe duvarında, biraz içeride ise Ygeia kutsal alanını çevrelediği düşünülen temenos duvarında izlenebiliyor. Ve bu kalıntıların Hygassos antik kentçiğine ait olduğu sanılıyor.
Köy merkezinden şelaleye giden yolun üzerinde ise, yaklaşık bir kilometre mesafede sağ yamaçta, kolay fark edilemeyen antik bir yapı yer alır. Kısa bir süre önce arkeologlar bu yapının İÖ 3-4. yy’lara ait Diyagoras adında bir savaşçının anıt mezarı olduğunu belirlemişlerdir.
Turgut Kalesi (Bybassos)
Turgut köyü yakınlarında, yaklaşık 300 metrelik bir tepede Turgut Kalesi yükseliyor. Kalenin 300 metre yakınına kadar toprak bir yoldan araçla çıkılabiliyor. Epeyce dik olan ikinci bölümü ise yürümek gerekiyor. Bybassos antik kentine ait olduğu sanılan kalenin duvarları kısmen yıkılmış olsa da ayakta. Kaleye çıkışın heyecan verici tarafı, Orhaniye ve Hisarönü koylarını ayaklar altına seren manzarası.
Orhaniye, Kızkumu
Orhaniye Turgut’tan sadece 2,5 km uzaklıkta. Turgut’tan sonra yol ikiye ayrılıyor. Orhaniye için sağa, Selimiye için sola devam etmek gerekiyor.
Hisarönü körfezinin kıyısındaki en önemli turizm merkezlerinden biri Orhaniye’dir. Hisarönü körfezine gelen yatlar Orhaniye’de mutlaka gecelerler.
Orhaniye’de deniz her zaman çarşaf gibidir. Çevresindeki çam ormanının rengi suya vurmuş, deniz sadece buraya özgü bir renge sahip olmuştur. Çevre o kadar sakindir ki, kendinizi suya bıraktığınızda yüzerken çıkardığınız sesten başka bir şey duymazsınız.
Bu arada denizin ortasında yürüyen insanlar dikkatinizi çekecek. Şaşıracaksınız. Kumul hareketleri sonucunda karadan başlayıp koyu ikiye bölen bir sığlık oluşmuş. Yaklaşık 600 metrelik şeride Kızkumu deniyor. Bir de efsanesi var. "Sevgilisine ulaşmak isteyen kız eteğine kum koymuş ve denizi doldurarak ilerlemiş. Ama kum yetmemiş ve kızcağız denizin ortasındaki bu patikanın sonunda boğulmuş."
Koyun ortasında bir ada ve adanın tepesinde de kale kalıntıları var. Kalenin bölgede kurulu Bybassos antik kentine ait olduğu sanılıyor. Kayık tutarak adaya, patika yolu izleyerek tepedeki kale kalıntılarına kadar çıkabilirsiniz. Manzara harikadır. Yorgunluğunuza değecek.
Kaleye Turgut Köyü’ndeki şelaleden kemerler ve su altına döşedikleri borular aracılığıyla su getirmiş Bybassos’lular. Birleşik kaplar kuralından yararlanmışlar.
Orhaniye’den Hisarönü körfezine tekne turu da düzenleniyor. Selimiye, Hisarönü ve İnbükü gibi koylar ve Dişlice adasında mola veriliyor. Öğle yemeği dahil tur akşama kadar sürüyor. Hisarönü körfezindeki Dişlice Adası, küçük kanyonları ve kaya yapısıyla ilgi çekiyor.
Orhaniye Koyu girişinde, Keçibükü mevkiinde bulunan ve yatların yaz kış konakladıkları ve bakımlarının yapıldığı Martı Marina ve Otel tesislerinin yanında manastır kalıntıları var. Bahçesindeki mozaikler görmeye değer.
Orhaniye’den Hisarönü’ne ve Marmaris-Datça yoluna çıkmak da mümkün. Orhaniye-Hisarönü arası sadece 3.5 km. Yol geniş ve asfalt.
Orhaniye’de konaklamak isteyenler, mütevazı işletmelerinin yanısıra, butik otel tarzı iddialı konaklama tesislerinde de kalabilir.
Nasıl gidilir?
Orhaniye’ye biz Bayır üzerinden geldik. Ama doğrudan buraya gelmek isteyenler, geniş ve rahat bir yol olan Hisarönü yolunu kullanabilirler. Bunun için Marmaris’ten Datça yoluna girmek ve Hisarönü-Bozburun ayrımından sola dönmek gerekiyor (Aynı şekilde Turgut’a ve Şelale’ye de ulaşılabilir).
Selimiye
Orhaniye’den kıyıyı izleyerek Bozburun’a yöneliyoruz. Yol geniş ve asfalt. Orhaniye’den 10, Turgut ayrımından 7 km sonra Selimiye’deyiz. Selimiye de Bodrum-Marmaris arasında seyreden mavi yolculuk teknelerinin uğrak yerlerinden biri.
Köy yeşillikler içinde. Deniz suyu temiz ve genellikle durgun ama öyle aman aman bir kumsalı yok. İskele kenarında toplanmış küçük ama kaliteli lokantalar teknelere ve çevreden gelenlere hizmet veriyor. Menülerinde o gün tutulmuş taze balık var. Sonsuz bir sükunet hakim çevreye. Kalabalıktan uzak tatil yapmak isteyenlere duyurulur.
Selimiye çevresinde tarihi kalıntılara da rastlanıyor. Antik adı Hydas olan Selimiye çevresinde üç kale kalıntısı var. Biri Selimiye’nin en yüksek tepesinde, diğeri Sarıkaya tepesinde, sonuncusu ise Kızılköy Mahallesi’ndeki Aşarkale. Koyun güneydoğu tepelerindeki Helenistik dönem sur kalıntıları ziyaret ediliyor. Kıyıdan 100 metre açıkta Selimiye’ye yaklaşan teknelere yol göstermek amacıyla inşa edilmiş gözetleme burcu, deniz feneri, manastır ve tiyatro kentin görülmeye değer diğer kalıntıları. Bölgedeki batıklardan çıkarılan kalıntılar ise Bodrum Sualtı Müzesi’nde sergileniyor.
Fırtınalı havalarda teknelerin sığındığı doğal liman olan Selimiye Koyu’nda plaj arıyorsanız eğer, 2 km ötedeki pırıl pırıl kumlu "sığ liman"a gidebilirsiniz.
Konaklamak için otel ve pansiyonlar var.
Ne yenir?
Selimiye’de yatların demirledikleri iskele çevresinde çok sayıda lokanta var.
Balık bol. Türüne göre ister ızgara, isterseniz buğlama yapılıyor. Has zeytinyağı ve defne yaprağı buğulamaya ayrı bir tat katıyor. Kabak çiçeği dolması, Güney Ege’nin spesiyalitesi.
Kamelya ve Dişlice Adalarına tekne turu
Selimiye’den çevre koylara ve adalara günübirlik tekne turları da yapılıyor. Tıpkı Orhaniye’den olduğu gibi. 45 dakikalık yolculukta ilk durak Kamelya adası. Sahilde, kolaylıkla tırmanılabilecek yükseklikte bir manastır var. Siyah, beyaz, gri deniz taşlarından döşenerek yapılmış mozaik manastır tabanını süslüyor.
Bir diğer uğrak yeri ise, Orhaniye’den çıkış yapan teknelerin de uğradığı Dişlice adası. Ada, anıtlaşmış volkanik kaya görüntülerine sahip. Kayalar o kadar girintili çıkıntılı ki, beraber olmak amacıyla yer arayan aşıklara çok sayıda uygun köşe bulunduğu için "aşk adası" da deniyor. Adanın Bencik Koyu’na bakan arka yüzü ise minik plajlara sahip.
Bozburun
Bozburun’u, daha çok yatçılar tanıyor. Turizm bakımından bölgenin en bakir yerlerinden biridir. Sakin bir tatil isteyenlere önerilir. Büyük tesisler yok. Küçük ama kaliteli tesisler bulabilirsiniz.
Kent merkezi Sömbeki körfezinin koylarından birinde yer alır. Çevre, Marmaris’in diğer bölgelerine göre alışılmadık ölçüde çıplaktır. Küçük otelleri, pansiyonları, iyi balıkçı lokantaları vardır. En iyi guletlerin burada yapıldığını söylüyorlar. Çevresinde tekneyle ulaşılabilecek çok sayıda sakin koy bulunmaktadır. (Ayrıntı için Mavi yolculuk sayfalarına bakınız)
Bozburun limanından, çevredeki koy ve adacıklara tekne turları yapılır. Bozburun yakınlarında Asar Tepesi üzerinde Larymna yerleşiminin pek önemli olmayan kalıntıları bulunur. Tepeye çıkış yaklaşık 45 dakika sürer. Sur parçaları, mezar kalıntıları çevreye dağılmıştır. Tepeden Bozburun güzel görünür.
Nasıl gidilir?
Marmaris’ten Bozburun’a iki ayrı yoldan gidilebilir.
Toplam 45 km tutan ilk seçenek için Datça yoluna girip, Hisarönü sapağından ayrılarak sahil yolunu izlemek gerekiyor. Hisarönü, Orhaniye, Selimiye bu yol üzerindeki yerleşimler.
Bozburun’a ayrıca, İçmeler-Bayır üzerinden güneye yönelerek de
ulaşabilirsiniz.
Bayır’dan sonra 24 km tutan virajlı yol Söğüt Köyü’nden geçiyor.
Bozburun-Marmaris arası düzenli minibüs seferleri var.
Bozburun’un tekne ustaları
Bozburun, ahşap gulet tipi teknelerin yapım yeri. Çok sayıda atölye var, tekne yapılan. Guletin ustaları da burada. Babadan oğula bir meslek olarak yaygınlaşmış gulet yapımcılığı. Talep büyüdükçe de hem ustalar, hem de atölyelerin sayısı artmış. Ustalar artmış artmasına da bazıları hala isimleriyle anılıyor. Mehmet Usta bunlardan biri.
"Ben Bozburun’da doğdum ve büyüdüm. Babam uzun yıllar süngercilik yaptı. Eskiden köylünün en büyük geçim kaynaklarından biriydi. Bir yandan da balıkçılık ile uğraşırdı. Yani biz hem doğduğumuz köy nedeniyle hem de aileden hep denizle iç içeydik. Ben başka ustaların yanında çalışarak bu işi öğrendim. İlk başlarda küçük işler yapıyorduk. Sonra baktık ki yaptığımız işler beğeniliyor daha büyük işler almaya başladık. Şu anda bu meslekte 10. yılımı doldurmak üzereyim."
Mehmet Usta böyle anlatıyor, tekne ustalığındaki geçmişini. Kendisi 10 yıldır uğraşıyor bu işle ama bölgede 40 yıldır yapılıyor ahşap yat ya da gulet tipi tekneler. Mehmet Usta "Babalarımız gibi bizden sonra bu işi sürdürecek ustalar yetiştiriyoruz" diyor.
Bozburun tekne yapım atölyeleri, sadece Marmaris ya da Bodrum’dan değil, yurt dışından da sipariş alıyorlar. Yunanistan kıyılarında dolaşan ahşap teknelerin bir bölümü de bu tezgahlardan çıkmış. Önümüzdeki yıllarda sayının artacağından söz ediliyor.
Söğüt ve Saranda
Söğüt köyüne Bozburun’dan ya da Bayır Köyü’nden ulaşılabilir.
Söğüt Köyü, Bozburun yarımadasının uç ve biraz da sapa noktasında. Bu nedenle turizm trafiğinin önemli ölçüde dışında kalmış.
Buna rağmen köy çarşısı oldukça canlı. Köylüler turizmin bilincinde, yardımcı olmaya çalışıyorlar, ilgi gösteriyorlar.
Söğüt köyünün 1 km güneybatısında, okulun biraz arkasındaki tepecik üzerinde Thyssanos yerleşimi kalıntıları vardır. Kazı yapılmamış antik yerleşimde kalıntılar birkaç duvar parçasından, temel izlerinden ve tepenin arka yüzündeki duvar kalıntılarından ibaret.
Köy denizden içeride kalıyor. Söğüt’ün denize açılan kapısı ise Saranda koyu. Söğüt’e 3 km uzaklıktaki Saranda’ya inişte sizi etkileyici bir manzara karşılayacak. Sömbeki körfezi ve yeşillikler içinde Saranda koyu ayaklarınızın altında. İleride ve sisler içindeki büyük ada ise Yunanistan’ın Sömbeki (Simi) Adası. Özellikle günbatımında bu manzarayı doyasıya seyredin. Saranda bölgede keşfedilen yeni turizm merkezi. Saranda köylülerinin tek katlı taş ve biriket evleri, yeni sahiplerinin elinde bahçeli , havuzlu tatil evlerine ve butik otellere dönüşüyor. Marmarisli olmaya karar vermiş çeşitli uluslardan insanlar bu bölgede ev sahibi oluyorlar. Bahçelerde yapılan organik tarım, doğal ürünlerle beslenmeyi özlemiş insanları beldeye çekmekte etkili oluyor.
Ne yenir, Nerede kalınır?
Saranda henüz keşfedilmemiş nadir yerler arasında. İskele çevresinde lokantalar bulunuyor.
Fiyatları oldukça uygun. Deniz ürünleri yanında köyde yetişen ürünlerden hazırlanan mezeler de lezzetli… Konforsuz ama temiz. Köy pansiyonlarının yanısıra, gecelik ya da uzun süreli kiralanabilen havuzlu-bahçeli tek katlı villalar da var.
Söğüt’ten Taşlıca’ya
Söğüt’ten Taşlıca yaklaşık 5 km. Yol dar ama asfalt. İlk bir kilometrelik bölümü olağanüstü bir manzaraya sahip. Saranda sahili, koylar, burun ve adalar çok etkileyici bir görüntü oluşturuyor. Aman araç kullanırken dikkat.
Bir Karya kenti olan Phoinix’in kalıntıları Taşlıca’nın 4 km dışında, Asar Tepesi üzerinde ve çevresindedir. Köy ile antik yerleşim arasında, muhtemelen antik döneme ait patika yolda önce mezarlarla karşılaşılır. Taşlıca ile Asar tepenin aşağı yukarı ortalarında, çukurda kentin agorası, tepeye çıkarken oldukça iyi durumdaki bir yapı kalıntısı ve ardından kentin ana nekropolisi (mezarlar) görülür. Kentin akropolisi Asar Tepe’dedir. Tepede kalıntılardan çok, çevreye hakim manzara çekicidir. Bir yanda deniz, bir yanda Taşlıca Köyü, öte yanda 1950’lerde terkedilip Taşlıca’ya yerleşenlerin yaşadığı Sindili Köyü’nün boş ve yıkılmaya yüz tutmuş evleri, güneybatıda yaklaşık 6 km ileride Serçe Limanı yakınında Taşlıca’ya bağlı Aziziye Mahallesi görülür tepeden.
Serçe limanı
Taşlıca’ya girerken sağa ayrılan toprak yol, 8 km sonra bir güzel limana, Serçe limanına ulaştırır. Mavi Yolculuk teknelerinin demirlediği, pırıl pırıl dip görüntüsü sunan liman, en sert havalarda bile korunaklıdır. Yapılan bir sualtı araştırmasında 11. yy ait batık ve içinde cam eşya bulunmuş, bu parçalar Bodrum Sualtı Müzesi’ne gönderilmiştir. Serçe Limanı bu arkeolojik bulguların yeri olarak tanınmaktadır. Kasara kentinin de burada kurulduğu belirtilmektedir ama kente ait herhangi bir bulgu yoktur.
Taşlıca, Serçe yolunun birinci kilometresinde Kırkkuyular ve biraz ileride sağda terk edilen Sindilli köyünün viran taş evleri görülür. Kırkkuyular, adı üstünde bölgenin eski sakinlerince yapılmış 40 sarnıçtan alıyor adını. Çorak ve su sorunu olan bölgede, hem hayvancılık, hem tarım ve hem de evlerde kullanım için bu kuyular hala kullanılıyor. Kırkkuyular ve Sindilli, köy ve trekking turlarının yeni adresi.
Bozukkale (Loryma)
Bozukkale limanına ve yakınındaki Loryma antik kent kalıntılarına karadan ulaşmak isterseniz eğer, Söğüt’ten Taşlıca’ya kadar arabayla gitmek, sonra da yürümek zorundasınız.
Bozukkale Limanı, rüzgara karşı korunaklı konumuyla bugün mavi yolculuk teknelerinin ve yatların en önemli durak noktalarındandır. Körfez tarihte de bu konumu nedeniyle stratejik öneme sahipti. İÖ 1412 yılında Atina donanması burada konaklamış, İÖ 395’te Knidos deniz savaşı öncesinde yine burada toparlanmıştı.
Koyda bugün mavi yolculuk tekneleri ve yatlara hizmet veren lokantalar bulunmaktadır.
İÖ 7. yy’da kurulmuş olduğu belirtilen Loryma Antik kent kalıntıları koyu da içine alan çok geniş bir alana dağılmış. Yedinci yüzyılda Arap istilasından sonra tamamen terkedilmiş olan kentten bugüne ulaşan en önemli kalıntı 120 metre uzunlukta, 10 metre genişlikte ve oldukça iyi durumdaki liman kalesidir. Rodos hakimiyetinde olan ve Rodos Birliği’nin korunması için stratejik önem taşıyan kale zamanla terk edilmiş.
Kentin yukarı kısmında Karaburun üzerinde ve 1 saatlik yürüyüşle ulaşılabilecek akropolis bulunmakta. Surlarla çevrili akropolis üzerinde yer alan üç büyük sarnıç ve sadece bir tek yapıya ait temel kalıntılar bu alanın tehlike anında sığınma amaçlı kullanıldığını gösteriyor. Bizans döneminde bir donanma üssü ve silah deposu olan Loryma’ya antik dönem malzemeleri de kullanılarak üç kilise ve çok sayıda ev yapılmış.
Evler, yamaçta özenle örülmüş teraslar üstünde. Kentin batısındaki ovada "Artemis Soteria" kutsal alanı yer alıyor. Koyun batısında güneye doğru uzanan nekropol alanı tapınağa bitişik. Nekropolün güneyindeki ovada ise Apollon kutsal alanı bulunuyor. Ayrıca yazıtlardan Rodos tanrısı Zeus Atabyrios’a adanmış bir sunak olduğu biliniyor.
Kıran Gölü
Loryma (Bozukkale) antik kentinin yakınında bulunan, kışın dolan, yazın kuruyan, 30 metre çapında ufak bir gölcüktür. Çevresindeki diğer antik kentler gibi bu gölcüğün yanında Rodos’a bağlı tarihi bir kentin bulunduğu, günümüze ulaşabilen kalıntılardan anlaşılmaktadır. Kent karadan ulaşılması zor bir mevkide bulunduğundan önce Bozukkale Limanı’na kadar denizden gidilip oradan 2 saat kadar süren bir zorlu yürüyüşle antik alana varılabilir. Henüz kazı yapılmamış olduğundan bölge hakkında doyurucu bilgi bulunmamaktadır.
Hisarönü
Dar ve virajlı bir yol olan ve bir ara epeyce yükselen Marmaris-Datça yolunun en keyifli tarafı, bir yanda Hisarönü, öte yanda Gökova Körfezi’nin ayaklar altına serildiği manzaraya sahip olmasıdır.
Birazdan aşağı inecek ve birbirinden güzel koylara girme fırsatı bulacaksınız.
Datça yolunun 22. km’sinden sola, Bozburun yoluna girdiğinizde bir km sonra Hisarönü Köyü’ne çıkacaksınız. Hisarönü, kendi adıyla anılan körfezin uç noktasındadır. Köy, Bozburun yolunun solunda ve ana yoldan biraz içeridedir. Denizi sığ, kumu kiremit rengi olan Hisarönü, Marmaris’in kalabalığından uzak sakin bir tatil geçirmek isteyenlerin seçeneklerinden birini oluşturuyor.
Hisarönü’nün her zaman esintili nemsiz havası ve temiz suyunun astım ve kalp rahatsızlıkları olanlara iyi geldiği biliniyor. Hava esintili ve deniz de çalkantılı olunca, mavi yolculuk tekneleri Hisarönü yerine Orhaniye ve Selimiye’yi tercih ediyorlar. Ya da biraz ötedeki Bencik limanını. Ama esintili hava, rüzgar sörfçülerini çekiyor. Marmaris bölgesinin en iyi rüzgar sörfü alanı burası dense yeridir.
Hisarönü’nden çevreye tekne turları organize ediliyor. Tekneler İnbükü Koyu’na (Emel Sayın Koyu), Kartal Koyu’na, Tavşan Adası ve Bencik Limanı’na uğruyorlar.
Marmaris bölgesinin üç binicilik alanından biri burada. Köyiçindeki kulüpte at binme öğretildiği gibi, atlı orman ve sahil turları da düzenleniyor. Kulübün yüzme havuzu ve restoranı da var.
Köyle körfez arasında Eren Dağı üzerindeki Pazarlık (ya da Gavur Pazarı) adı verilen düzlükte Kastabos adlı bir tapınak kentçiğinin kalıntıları göze çarpıyor. Kalıntılar Hemithea tapınağına ait. Antik çağ tarihçisi Sicilyalı Diodoros Apollon tarafından bu bölgeye getirilmiş Molpadia adlı kadına Hemithea (yarı tanrıça) adı altında tapınıldığını ve onun için bir tapınak yapıldığını, tapınağın ününün uzun süre devam ettiğini anlatır.
Kastabos kentçiği Bybassos antik kentine bağlıydı. Bybassos kenti ise tapınağın 1-2 km kuzeyinde, Marmaris-Bozburun yolu ile deniz arasındaki tepenin üstünde ve yamaçlarında izlenebilir. Tepedeki ortaçağ kalesi iyi durumdadır.
Bördübet Koyu
Marmaris-Datça yolunun 29. km’sinden sağa bir toprak yola gireceksiniz. Bu yol sizi Gökova Körfezi’ne, körfezin eşsiz köşelerinden biri olan Bördübet Koyu’na götürecek. Yolda hemen aracınızı bir kenara çekip denize girmeye davet eden küçük koylar göreceksiniz. Ama bunları geçebilirsiniz. Biraz sabrederseniz çok daha güzel yerlere ulaşacaksınız. Yol 9 km sürüyor. Yolda ilginç trafik işaretleri göreceksiniz: "Radar kontrol max 120 km" yazıyor mesela, siz eğri büğrü yolda 20 km hızla ilerlerken. Sonra U dönüşü yapılamayacağını belirten bir başka işaret. Her kilometrede esprili bir levha ile ilerliyorsunuz. Sonunda da bir tabela "The End". Bördübet Koyu’ndasınız.
Bördübet Koyu, çevredeki en güzel ve bakir koylardan biri. Sadece bir kamping ve butik otel var. Bu tesisler de çevreye çok duyarlı kişilerce yönetiliyor.
Kamping yatçılara da servis hizmeti veriyor. Başı sıkışan denizcilere acil yardım için hazırlar. Telsiz kodu: "Amazon" 16. kanal. Günübirlik gidenler de yemek servisinden yararlanabilirler.
Koy ve çevresi 1. derecede doğal SİT, her türlü yapılaşma yasak.
Dileriz birileri biryerlerinden delmezler de böyle kalır. Denizden dere gibi bir koy giriyor içerilere, izliyorsunuz gerçekten dere oluyor sonunda. Yatlar biraz içerilere, daha küçük tekneler derenin içlerine kadar girebiliyorlar. Doğal bir liman, fırtınalarda güvenli bir sığınak.
Çevredeki yamaçlar orman, yürüyüş yapmak isterseniz sadece kuş sesleri duyacağınız patikalara girin.
Çubucak ve İnbükü Orman Kampları
Marmaris’ten Datça’ya giderken 20. km’de Çubucak Ormaniçi kamp ve karavan alanını, 23. km’de solunuzda göreceğiniz derin bir yarın altında çamlar içinde güzel bir koyu (girişi biraz ileride ve otomobille sahile kadar inilebiliyor), 28. km’de de gene bir orman içi dinlenme yeri olan İnbükü’nü göreceksiniz. Temiz havalı, nisbeten serin ve denizi pırıl pırıl bu koylar otomobiliyle Datça’ya gidenler için uğranılabilecek güzel yerler. Yanınıza kumanyanızı alıp gürültüden, kalabalıktan uzak bir gün de geçirebilirsiniz. İnbükü’nde orman kampında bir şeyler yiyebileceğiniz bir büfe de var. Özellikle İnegöl köftesi tavsiye olunur. Tavuk, balık ve et de yiyebilirsiniz. Hepsi odun ateşinde pişiriliyor ve ayrı bir lezzet kazanıyor. Kampa girişte kişi ve araç için küçük bir para ödeyeceksiniz. Halkın Emel Sayın koyu adını verdiği koyda karavan veya çadırla kamp yapmak da mümkün. Sabahları da çevreye günübirlik gezi yapan motorlara binebilirsiniz. Gezi 10.00’da başlayıp 18.00’de sona eriyor. Kumanyalı veya kumanyasız olarak istediğiniz gibi katılabiliyorsunuz.
Çubucak: Hisarönü Çubucak mevkiinde yer alan "Rodos ticari amfora üretim atölyeleri" 1990 yılından bu yana, Ege Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Ersin Doğer tarafından bilimsel kazılarla araştırılıyor.
Kazılarda 2500′ün üstünde mühürlü amfora kulpu bulunmuş. Bu mühürlü kulpların incelenmesi sonunda, Hieroteles isimli çömlekçinin 70 yıl boyunca üretim yaptığı, ayrıca 6 çömlekçinin daha çalıştığı belirlenmiştir.
Bencik Limanı
Hisarönü körfezinin yatlar için en tercih edilen koylarından biri olan Bencik Limanı Datça yarımadasının en dar noktasını oluşturuyor. Bir taraf Hisarönü, diğer taraf Gökova Körfezi. Darlığından dolayı halk buraya “Balıkaşıran” adını yakıştırmış. Bencik Limanı’ndan çıkıp yaklaşık 20 dakikalık yürüyüşle Bördübet Koyu girişine ulaşırsınız.
Bencik Limanı kenarında bir kamu kurumunun dinlenme tesisi var. Limanı izleyerek körfeze çıkan yol, 5 yıldızlı bir otelin girişine ulaştırıyor.